MAVİYOLCU
Mavi yolculuklar dileriz.
 
 
Mavi Yolcu ile Mavi Yolculuk Marmaris Fethiye Bodrum Göcek ten Mavi Yolculuk Tatili imkanları


MAVİ YOLCU - Marmaris
Coğrafi Konum

Batıdan Reşadiye Yarımadası ve Kerme Körfezi, kuzeyden Ula, doğudan Balan Dağı, Karadağ ve Günlük Tepeleri ile, güneyden Akdenizle çevrilmiştir. Türkiye’de batıdan doğuya Akdeniz sınırları içindeki ilk büyük liman kentidir. Körfezin önünde kıyıya ince bir dille bağlı olan Adaköy, onun önünde Bedir Adası, Keçi Adası ve Güvercin Adası bulunur.Kentin en eski kısımı denize doğru uzanmış kalker yapılı bir tepe üzerine kurulmuş olan Kale Mahallesidir. Marmaris daha sonra eteklere doğru ve kıyı boyunda gelişmiştir.Akdeniz iklimi nedeniyle çok nemli bir havaya sahiptir. Marmaris’in nemli havası nedeniyle kışın bile denize girilebilir.

Denizle bütünleşen çam ormanlarına sahip muhteşem koylarıyla, dört tarafını çevreleyen Milli Parkı’yla, mavi bayrakla donatılmış plajları ve berrak deniziyle Marmaris bugüne kadar Akdeniz ve Türkiye turizminin önemli merkezlerinden birisi olmuştur.

Konumu, hem Marmaris’e hem de Marmaris’den diğer merkezlere, tarih ve doğa kokan güzelliklere ulaşılmasını kolaylaştırır. Hava ulaşımının yapıldığı Dalaman Havaalanı sadece bir saat uzaklıktadır.

Tarih
“Marmaris’in eski adı Physkos. Karia’nın liman kenti olarak gelişmişti. Antik kentten günümüze çok şey ulaşamadı. 19. yüzyıl araştırmacısı Charles Texier eserinde;kalıntıları Fineks Dağları’nda bulunan Physkos Körfezi’ne hakim bir kaleden söz etmiştir. MÖ 334 yılında, Marmaris’i işgal eden Büyük İskender’in startejik öneminden ötürü kaleyi onarttığı bilinmektedir. Olasılıkla bugün Marmaris Beldibi sırtlarındaki Asartepe’de izlenebilecek kalıntılar kaleye aittir. Ama bu kalıntılar ancak arkeologları ilgilendirebilecek durumdadır. Bilinen tarihi İÖ 3400′lere kadar uzanan kent, Helenistik dönemde belli bir süre için Seleukos egemenliğine, sonra sırasıyla Roma, Bizans, 13. yüzyılda Menteşoğulları egemenliğine girmiş. Osmanlı Padişahı Kanuni Sultan Süleyman 1522′de fethediyor bu bölgeyi. Buradan da Rodos’a sefer düzenliyor ve aynı yıl ele geçiriyor. Marmaris’e Osmanlılar döneminde Mimaras adı verilmiş, daha sonra Mermeris adıyla anılmış ve nihayet Marmaris adını almış. Marmaris 1919-1921 arası kısa bir süre İtalyanların kontrolüne giriyor, ardından Cumhuriyet döneminde 80′li yıllara kadar balıkçı ve süngerci kasabası hüviyetinde kalıyor.” Sonrasını hepimiz biliyoruz…

Kronoloji

  • MÖ 3000 Karia kenti Physkos’un ilk kent surları yapılıyor. Physkos kalıntıları Marmaris Beldibi’nin kuzeydoğu yamaçlarında Asartepe’de izlenebilir. MÖ 7.yy Loryma antik kenti (bugün Sömbeki Körfezi, Bozukkale, Taşlıca bölgesinde) kuruluyor.
  • MÖ 546 Bölgede Pers egemenliği başlıyor.
  • MÖ 334 Büyük İskender bölgeyi işgal ediyor.
  • MO 323 İskender ölüyor. Bölge Bergama krallığının egemenliğine giriyor.
  • MÖ 133 Bölgede Roma egemenliği.
  • MS 395 Bizans döneminin başlangıcı
  • MS 7. yy Arap akınları. Çoğu kent bu akınlar sonucunda yakılıp yıkıldı. 1290 Menteşe Beyliği dönemi.
  • 1300′lü yıllarda Marmaris büyük bir liman kasabası oluyor.
  • 1451 Bölgede Osmanlı hakimiyeti başlıyor.
  • 1522 Osmanlı imparatoru Kanuni Sultan Süleyman, Rodos seferine çıkıyor ve 100.00 kişilik ordusuyla Marmaris’e geliyor. Rodos seferi dönüşünde bugünkü Marmaris kalesi Sultan Süleyman tarafından yaptırılıyor.
  • 1867 Marmaris, Muğla iline bağlı ilçe oluyor ve kaymakam atanıyor. 1913 1. Dünya savaşında bir Alman zırhlısı Marmaris limanına sığınıyor. 1914 Fransız donanması Marmaris Kalesi‘ni topa tutuyor ve büyük tahribat meydana geliyor.
  • 1919 Sevr anlaşmasına dayanarak İtalya ve Yunanistan aralarında anlaşıyor ve İtalyanlar bölgeyi işgal ediyorlar.
  • 1922 22 Temmuz ‘da İtalyan askerleri Marmaris’ten ayrılıyor ve Marmaris kurtuluyor.

Tarihi Yerler

Marmaris ilçe sınırları içinde yer alan antik kentler:
Physkos ( Beldibi, Asartepe ), Amos ( Hisarönü, Turunç ), Bybassos ( Hisarönü ), Kastabos ( Hisarönü ), Syrna ( Bayır köyü ), Larymna ( Bozburun ), Thyssanos ( Söğüt ), Phoenix ( Taşlıca ), Loryma ( Bozukkale ) Kasara ( Serçe limanı ), Kedrai ( Sedir adası ), Euthena ve Amnistos ( Karacasöğüt ).Physkos dahil tüm kentler, küçük Karia kentleri. Kedrai daha gelişkince. Ama diğerlerinin neredeyse tamamından bugüne ulaşan kalıntılar kale ve sur parçalarından öteye geçmiyor.

Physkos ( Beldibi, Asartepe )
Yörede ilk yerleşimin. İÖ 3400 yıllarına kadar uzandığına dair izler biliniyor. Antik Caria bölgesinin bu önemli liman kentinin kalıntılar Marmaris şehir merkezinin kuzeyindeki Asartepe’de görülüyor. Ancak akropol üzerinde sur duvarları günümüze ulaşabildi.

Loryma ( Bozukkale )
Bozburun yarımadasının güneybatı ucundaki Bozuk Koyu’nda kurulmuştu. Koya hakim oldukça geniş alana dağılmış kalıntılardan günümüze ulaşan en etkileyici yapı Burunbaşı üzerinde bulunan iyi korunmuş kaledir. Dokuz dikdörtgen kulesi vardı. Bugün kuzeydeki çıkma kule görülebilmektedir. Bozukkale limanı Mavi yolculuk tekneleri ve yatların önemli bir durak noktası.

Kedrai
Gökova Körfezi’ndeki Sedir Adası antik Kedrai kenti ve ünlü Kleopatra Plajı ile tanınıyor. Kedrai bir Karia kentiydi, sonra Rodos’a bağlandı. Kedrai “sedirler” (sedir ağacı) anlamına geliyor. Rodos Karşıyakası’nın en önemli yerleşimlerinden biri olan Kedrai, surlarla kuşatılmıştı. Kule ve duvarları kıyıda izelenebilen kentin orta kesiminde Dor düzenindeki Apollon tapınağından bugüne ancak temelleri ulaşabilmiş. Agora, çeşitli yapı kalıntıları ve kent nekropolünün yanısıra, adanın doğu kesiminde ise yüzü kuzeye bakan ve oldukça iyi durumda tiyatrosu var.

Amos ( Turunç-Kumlubük )
Turunç’un yakınında, Kumlubük koyunun kuzeybatısında bir tepe üstünde yer alan antik yerleşimden tiyatro, tapınak ve bazı heykel kaideleri görülebiliyor.Kent bir surla çevriliydi. Tiyatrosu oldukça iyi durumda. Oturma yerleri, yan duvar ve sahne evinin üç odasını ayırt etmek mümkün.

Hydas ( Selimiye )
Bozburun Yarımadası’nın kuzeyindeki Selimiye koyunda ( Kamışlı Koy ) kurulmuştur. Kentte sur kalıntıları, kare planlı bir mezar anıtı yer alıyor Hydas‘a 3 km . uzaklıkta, sahilde bir gözetleme burcu ve bu burç üzerinde birkaç mezar var.

Erine ( Hisarönü )
Marmaris-Datça yolunun 20. km .sinde güneye Bozburun yönüne dönüldüğünde Hisarönü köyüne 2 km. Antik ören yerine buradan 3 km yol ile gidilir.
Erine’de, Roma dönemine ait kalıntılar bulunmaktadır.

Castabus ( Pazarlık )
Bu antik ören yerine ve Hisarlık Köyü yakınlarındaki kutsal yere Hisarönü ovasından bir saatlik tırmanışla ulaşılabilir. Tapınak bir platformun üzerinde yer alır. İÖ 4. yüzyıldan kalma Ion düzenindeki yapı ayrıca Dor öğeleri de taşımaktadır.Platform üzerinde tapınak temeli görülebilir. Platformu destekleyen göz alıcı duvarlar günümüze kadar varlığını sürdürebilmişlerdir. Güneydeki alanda yer alan yıkık tiyatro, tapınakla birlikte bölgede tanımlanabilen tek yapıdır.

Thyssanos ( Söğüt )
Söğüt köyünün 1 km güneybatısında, okulun biraz arkasındaki tepecik üzerinde Thyssanos yerleşimi kalıntıları vardır. Kazı yapılmamış antik yerleşimde kalıntılar birkaç duvar parçasından, temel izlerinden ve duvar kalıntılarından ibaret.

Phoinix ( Taşlıca )
Bir Karya kenti olan Phoinix’in kalıntıları Taşlıca’nın 4 km dışında, Köy ile antik yerleşim arasında, muhtemelen antik döneme ait patika yolda önce mezarlarla karşılaşılır.Taşlıca ile Asar tepenin aşağı yukarı ortalarında, çukurda kentin agorası, tepeye çıkarken oldukça iyi durumdaki bir yapı kalıntısı ve ardından kentin ana nekropolisi (mezarlar) görülür. Kentin akropolisi Asartepe’dedir.

Bybassos ( Hisarönü )
Bugünkü Orhaniye köyü kalıntıların bulunduğu tepenin yamacına kurulmuştur. Kentin sur kalıntıları orman içinde dağınık bir arazide görülebiliyor.

Euthenna ( Altınsivrisi/Karacasöğüt )
Rodos kentciği. Bugüne ulaşan kalıntılar Karacasöğüt köyünün yaklaşık 2 km güneydoğusunda Altınsivrisi tepesinde kent nekropolisi, biraz yukarılarda çeşitli sur kalıntıları, kaya mezarları ve sarnıçlarla karşılaşılacaktır.

Amnistos (Karacasöğüt )
Karacasöğüt yakınlarında bir başka antik kent daha var. Amnistos antik kenti kalıntıları köyün yakınındaki bir burun üzerinde. Kentten bugüne sur kalıntıları, deniz kıyısında eski liman duvarı ulaşmış.

MAVİ YOLCU - Serçe Limanı

Bozukkale ( Loryma antik kenti ) yakınlarındaki, Türkiye’nin en korunaklı doğal limanlarından biri olan Serçe Limanı, denizin karaya bir dil gibi uzanarak haliç yapmasıyla oluşmuştur. Girişi dar olduğu için açıktan hiç dalga almamaktadır. Sahil kayalıklarına kıçtan kara yapan, önden demirleyen veya blok şamandıra ile belirlenen noktalara bağlanarak sabitlenen tekneler, otel odasında uyur gibi kımıldamadan, kira ödemeden konaklayabilmektedirler. Limanın özelliği, etrafını çeviren yüksek kayaların rüzgarı kesmesi ve teknelerin Güneydoğu yönüne açık liman ağzında denizin durumundan etkilenmemeleridir. Tepelerde yankılanan keklik sesleri ile akşamı karşılayan Mavi Yolcuların teknelerine yanaşan sandallar, turistlere halı, kilim, süs eşyası, yöre balı, adaçayı, kekik otu satıyorlar. Balıklar ise sıkı pazarlıklarla alıcı buluyor. Serçe Limanı sahilinde yokluklar arasında Tekne yolcularına hizmet veren bahçe içi iki tane kır lokantası bulunmaktadır.

Tarihçe:
Bu olağanüstü limanda, geçmişte sığınmak isteyen bazı gemileri sonsuza kadar derinliklerine saklamıştır.
Denizcileri aldatarak baştan çıkartan bu limandaki batıklardan birisi liman ağzının hemen içinde 30 metre derinde yatan M.Ö. 1. veya M.S. 1. yüzyılın başlarına ait bir Roma Dönemi Amphora taşıyıcısı, bir diğeri limanın iç kısımlarında 35-37 metre derinliklerde ( 1973-Süngerci Mehmet Aşkın ) M.Ö. 3.yüzyılın ilk yarısının Helenistik Döneme ait Şarap taşıyıcısıdır. Bu batığın 150 metre kuzeyinde M.S. 11.yüzyıl Cam Batığı ve bunun doğusunda sığ sularda parçalanmış Helenistik dönem Batığıdır.

Hellenistik Batığı ( Şarap Taşıyıcısı )
Serçe Limanı Hellenistik Batığı 1979 yılından beri bilinen bir batıktır. Serçe Limanı’na sığınmaya çalışıp başarılı olamamış bir kaptan ve mürettebatının öyküsünü taşıyor. Muhtemelen güneydoğudan esen Lodos rüzgarının kovaladığı gemi, limanın ağzına kadar kaçabilmiş ama son anda yakalanmış deniz tanrılarının gazabına.

Gemi, 35 metre derinlikte bulunmaktadır.1979 yılında Serçe Limanı Cam Batığı’nın kazısı tamamlanırken M.Ö. 3. yüzyılın ilk yarısına ait olan bu geminin kazısına karar verilmiştir.

Sonradan Cam Batık adını alacak olan M.S.11. yüzyıla ait bir ticaret gemisi batığı yakınlarında bulunan Helen dönemi batığı, bulunduğu yer süngerci Mehmet Aşkın tarafindan 1973′te George Bass’a gösterildiğinde, çoktan yağmalanmıştı. Bunun yanı sıra cam keşfinin büyük değeri ve tekne dizaynının ilginçliği, bir dereceye kadar Helen Dönemine ait batığı gölgelemiş ve daha ileri düzeyde araştırmaların gerçekleşebilmesini geçiktirmiştir.

Batık üzerinde çalışmalar başladığında arkeologların dikkatinden kaçan üzücü bir gerçek ortaya çıkmıştı. Geminin kalıntılarının üzerinde battıktan sonra yandaki kayalardan düşen kocaman bir kaya duruyordu! Yani bu geminin kazısını gerçekleştirebilmek için ya köstebekler gibi kayanın altına tüneller açılacak, ki bu da oldukça tehlikeli bir yöntem idi, ya da bu tonlarca ağırlığındaki kayayı kaldıracaktı. İkinci seçimi tercih ederek yapmış oldukları calısmalarda ; tüm uğraşlarına rağmen kaya gemiyi sahiplenmekte ısrar etti ve sonunda tabiatın gücünü kabullenerek çevrenin kazısı ile yetinilmiştir.

Batık, Serçe Limanı’nın ağzına yakın bir yerde, suyun 35 ila 37 metre altında yatıyordu. Yağmacılar görünürdeki bütün amforaları götürmüş olsalar dahi el değmemiş bölge de vardı.

Helen Döneminden kalma bu gemi batığı, gemi yapım tarihçesi ile ilgili bilinmeyene ulaşmanın bir yolunu sunma konusunda çok değerli bilgiler sunmaktadır. Seramiğin tarihçesi hakkında bir temel sağlamıştır ve bulunan amforaların çeşitliliği ilginçtir. Batığın üzerindeki ilk incelemeler sonucunda yüzeyin hemen altında bulunan 3 sıra amfora ortaya çıkartılmıştır. Amforaların çoğunda şarap taşındığı kanıtlandı; bu da Helen gemisinin geçmiste bir şarap taşıyıcısı olduğunu gösteriyordu.

Amforaların damgalı kulpları, batığın M.Ö 3. yüzyılın ilk yarısına ait olduğunu kesin olarak ortaya koyuyordu. Kaldırılan 3 amfora katmanının altından sapları olmayan bir düzineden fazla küre biçimi cam kap çıkmıştır. Taştan yapılmış bir yükleme kepçesi milinin iki parçasi ve dönel bir değirmenin alt platformu da, bulunan eşyalar arasındaydı. Aynı batıkta, biri büyük diğeri küçük iki değirmen bulunması alışılmadık bir şey değildi; çünkü bazen bir seferde sadece az miktarda cam tozu üretiminin gerekli olduğu anlar da olurdu. Bulunan bir değirmenin diğerinden daha eski çağlara ait olması da, sadece kullanılan değirmen taşının, kendinden sonra geliştirilmiş modellere kadar dayanabilecek ölçüde uzun ömür garantisi bulunduğunun bir göstergesiydi. Çeşitli testiler ve alışılmadık bir düz tepeli amfora, diğer el yapımı tahta, taş ve kurşun eşyaların arasında yatıyordu. H’l’ üzerlerinde çalışılmakta ve analiz edilmekte olan bu buluntuların altında da, geminin gövdesine ait olduğuna inanılan tahta vardı. Tahtanın bir kısmı kurşunla kaplanmıştı ve bulunan kurşun bir boru parçası, eski çağlarda kurşun sintine borusu kullanıldığının kanıtıydı.

Serçe Limanı’ndaki Cam Batık
Bodrum Sualtı Arkeoloji Müzesi’nde, özel bir salonda, Marmaris Serçe Limanı Batığında bulunmuş, halen bilinen en önemli İslâm cam koleksiyonu sergilenmektedir. 1977-1979 yıllarında sürdürülen kazıda ele geçen buluntular geminin M.S. 1025 tarihinde Karadeniz’e ulaşmak amacıyla Suriye’deki bir limandan yola çıktığını, ancak bilinmeyen bir nedenle Serçe Limanında battığını göstermektedir.

Geminin ticari nitelikteki 3 tonluk yükü, cam külçeler, kırık parçalar ve çeşitli kaplardan oluşmaktaydı. Bu koleksiyonu oluşturan cam yapıtların birbirinden farklı yaklaşık ikiyüz tipe ayrıldığı görülmektedir. Buluntular arasında yer alan Fatımî Halifelerinin adı yazılı kalıp baskı cam senceler ( ağırlıklar ) geminin M.S. 11. yüzyılın ilk yarısında yola çıktığını belgelemiştir.

Serçe Batığı camları dört ana gruba ayrılır. Birinci grup sofra eşyalarıdır. Bunlar büyük servis tabakları, sürahiler, meyvelik ve kâseler ile bardak ve fincanlardan oluşur. İkinci grup, kavanozlar, şişeler ve damacanalar gibi çeşitli sıvıları depolamak amacıyla kullanılan kaplardır. Üçüncü guruptaki kandiller aydınlatma amacıyla yapılmışlardır. Dördüncü grupta bulanan koku şişeleri, mürekkep hokkaları, hacı şişeleri anı eşyası olarak imal edilmişlerdir.

Çoğu ince çeperli olarak imal edilmiş olan bu cam kaplar, renksiz, açık ve koyu yeşil, sarı, bordo ya da pembe-bej tonlarda, serbest üfleme ve kalıba üfleme teknikleriyle yapılmışlardır. Kalıba üfleme teknikli yapıtlar, baklava desenli, ortası yıldızlı motifli tabaklar, kâse ve kavanozlardır. Serbest üfleme tekniğiyle yapılmış birçok yapıt arasında kesme bezemeli olanları, lüks ürün olup özel olarak imal edilmişlerdir. Bu çağda cam yapımında yeni bir yöntem uygulanmaya başlanmıştır. Bu yöntemde cam yapıt daha sıcakken yüzeyinde kesme yapılarak bezemeler oluşturulmaktaydı. Sıcak kesme adı verilen bu yöntemle kabartma çizgili resimler elde edilmekteydi. Bu teknikle bezemeler daha keskin hatlara kavuşmaktaydı. Burada kullanılmış aslan, balık kılçığı gibi figürlerin yanı sıra kimi başka desenler doğu etkisini ve İslâm özelliklerini yansıtmaktadır. Sürahi ve bardaklardaki kesme doğu motifleri ve sütunlu yapı bezemeleri doğu mimarîsindeki atmosferi -binbir gece masallarını büyülü atmosferini akla getirmektedir.

O çağda pazar isteklerini karşılamak amacıyla üretilen camlar, sofra eşyaları, kandiller ve hediyelik şişeler Karadeniz kıyılarında, kentlerdeki ya da nehir kıyılarındaki atölye ve dükkânlarda hurda olarak pazarlanmak amacıyla taşınıyordu.

Sualtı Arkeolojisi Enstitüsü araştırma ekibi, 1973 yılında, o zamana kadar kazılmış olanların dışında kalan batıklar bulmak amacıyla Türkiye kıyılarını araştırıyordu. Bass’in başlattığı ve bilim adamlarımızın aynı hızla devam ettirmekte olduğu değişik sualtı araştırmalarının hedefi sahillerimizdeki batıkları tespit etmek, başta soygun olmak üzere degişik zararlı etkenlerden korumaktır. Selimiye Batığı’nı da bize gösteren Bozburun‘lu sünger avcısı Mehmet Aşkın, George Bass’a gövde yapımına dair bilgilerin çok kısıtlı olduğu bir dönem olan 11. yüzyıldan kalma olduğu sanılan bir amfora bulduğu bu alanı, batık üstüne 10 dakikalık bir dalışta göstermişti. Amforanın kendisi, kumla korunmuş olduğundan, sağlam durumda, dik olarak duruyordu. Bu batık alanının kum üstünde kalan kalıntıları diğer batıklara nispeten az olmasına rağmen geminin ahşap gövde kalıntılarının da bu durumda olacağına inanmak için her türlü neden vardı ve alanın kazılması, bu dönemle ilgili kıymetli bilgiler sağlayacaktı. Ayrıca batık alanında bulunan cam örnekler bu kazı sayesinde cam tekniği hakkında önemli verileri ihtiva ettiğine işaret edıyordu.

Serçe Limani’nda kazısı yapılan Cam Batık, gemi yapımcılığı tarihine akıl almaz bir katkıda bulunmuştur. İslam kaynaklı cam yükü kazının önemli bir buluşu olmuş ve İslam sanat tarihinin önemli bir dönemine ilişkin büyük bilgi sağlamıştır. Bu batıkta yapılan birçok başka buluş, tarihin bulutlu bir dönemi konusunda kıymetli bilgiler elde etmemizi sağlamıştır. Serçe Limanı Batığı, tamamen modern yöntemle inşa edilmiş, bilinen ilk gemidir.

Serçe Limanı gemisi, 15 metre uzunluğunda ve 5 metreden biraz fazla bir genişliktedir; 30-35 ton yük taşıma kapasitesi vardır. Kare biçimi ambarıyla yuvarlak biçimli gövdesi, maksimum depolama kapasitesi sağlamak amacıyla şekillendirilmiş olmalıdır. Armadadan artakalan eserler şunlardır: Makara blokları, makara dilleri ve bir halat bloku. Bunların, gövdenin dizaynı ve bütünsel özellikleriyle bağlantılı olarak incelenmesi, geminin 2 direkli olduğunu göstermiştir. O zamanlar en çok kullanılan 3 köşeli armada, 2 yelkende 100 metrekare yelken bezi gerektirmiş olmalıdır. Düz karinası ve küçük ama ağır omurgası onu, sığ sularda hatta nehir kanallarında seyretmeye elverişli kılmış olsa gerektir. Daha derin salmalı, daha iri gemilerin seyretmekte yetersiz kaldığı yerlerde, yükü, büyük gemilerden alıp kıyıya taşıyan bir yükleme teknesi olarak çalışmış olması da olasıdır. Nispeten küçük olmasına rağmen uzun seyirler yapmaya da uygundur.

Serçe Limanı Batığı Kazısı’ndan önce, İslam camının en ünlü koleksiyonu Atina’daki Benaki Müzesi’ndeydi. Bu koleksiyon kırıklar dahil 425 parçadan oluşuyordu. Serçe Limanı Batığı, 500 bin ila 1 milyon arasında parça cam eseriyle en zengin cam koleksiyonunu oluşturmaktadır. Kazı alanında 80 eksiksiz parça bulundu. Kırıklardan, yüzlerce adet kısmen bütünlenmiş profil üretildi ve birçok yeni şekil keşfedildi. Daha şimdiden 200′den fazla değişik cam biçimi ve yalnızca 1200′ün üstünde geniş ağızlı büyük bardak tanımlanmış durumdadır. İşin büyüklüğü sersemleticidir.

Cam Batık, İslam sanat tarihinin önceden bilinmeyen bir dönemi hakkında bilgi sağlayan başlıca kaynaktır. Bu batık, gemide bulunan İmparator II Bazil’e ait sikkeler ve Fatimi Hanedanı döneminin tarihiyle damgalanmış İslam ağırlıkları sayesinde, M.S. 1025 yılına tarihlendirilmiştir. Geminin yükü üstünde sürdürülen incelemeler Bizans dönemine ait camın birçok başka veçhesi hakkında önemli bilgi sağlamayı sürdürmektedir

Değerli cam ve amfora yüküne ek olarak batık, Ortaçağdan kalma silahlar ve araçlar, satranç ve tavla parçaları, iki döner el değirmeni, sikkeler, değişik ağırlıklar ve harikulade güzel bir altın küpe gibi başka buluntuları da bizlere saklamıştır.

MAVİ YOLCU - Loryma Limanı ( Bozukkale )

Günümüzde ve tarihte önemli bir yere sahip olan Bozukkale yüzyıllar öncesinde savaş gemilerinin, bugün ise gezi teknelerinin mola yeri olarak kullanılıyor. Dar girişi nedeniyle korumalı doğal alanı içinde Poloponnes deniz savaşında Loryma Limanı Atina Gemileri tarafından sığınak olarak kullanılmış. M.Ö. 395 yılında Atinalı kumandan Canon, Cnidus savaşı öncesi gemileri burada toplamış. Yine M.Ö. 305 yılında Antigonus’un oğlu Demetrius, Rodos’a yaptığı saldırının hazırlıkları için Loryma limanını seçmiş. Rodoslular Döneminden kalma savunma amaçlı Loryma Kalesi günümüze gelen en sağlam yapı olarak belirtiliyor. Kale, dar ve uzun planlı olup içi işlenmiş düzgün kesilmiş tonlarca ağırlıkta taş bloklarla örülmüş. İki ucunda kule, iç taraflarında sarnıç, orta kısımlarında dokuz adet kare kule barındırıyor. 10 dakikalık bir sürede tırmanıp, gezilmesi kolay olan kaleden koyun panoromik manzarasının seyrine doyum olmuyor. Bozukkale liman girişi solunda 1. koyda geçmiş yıllarda bölgeyi korumak amacıyla gümrük, karakol kurulmuş. Şimdi ise turistlere yatlara hizmet veren bir kır lokantası bulunuyor. Akvaryum gibi net sulara sahip koyun kıyıları 4 metre derinlikte olup, ince kum plajlar, Kızılığrıp isimli koyda bulunuyor. Genellikle koya Alman, İngiliz, Fransızlarla, Ağustos ayında İtalyanlar yat bağlıyor. Zeytin ağaçları ile kaplı bu koyda deniz seviyesinde rüzgar az esiyor.

Bu nedenle en güvenli demiri Bozukkale Kaledibinde atabiliyorsunuz. Sahilde bulunan Ali Baba restoran denize atılmış sabit hazır demiri (Tonos) yat bağlamak isteyenlere ücretsiz veriyor. Tekne sayısı artınca manevra sırasında tekne demirlerinin birbirine dolaşmaması için hazır demir tercih ediliyor. Mavi Yolculuk teknelerince mutlak ziyaret edilen Bozukkale’de tekne için yer ayırtıldığı dönemler oluyor. Yat yolcuları balık ve kuzu fırın yemek için rezerve yapıyorlar. Mönüde karavida, ahtapot, kalamar ızgara, güveç, semizotu salatası, müjver, sivit olarak adlandırılan ev yapımı baklava bulunuyor.

MAVİ YOLCU - Datça

Datça, Mugla’nın Akdeniz kıyısında yer alan küçük ve şirin bir kasabasıdır. Datça’ya dağların ve şelalelerin arasından kıvrılarak uzanan bir yoldan çam, zeytin, badem ve narenciye agaçlarının eşsiz güzelliği ve mis kokuları arasından geçerek varırsınız. Tüm bu güzelliklerin yanında sizlere yol boyunca Akdeniz’in eşsiz kıyı şeridinin huzurlu görüntüsü eşlik eder. Senenin 365 gününün 300 gününün güneşli geçtiği, Sunsail yatlar ve guletlerin karaya bağlanıp demir attıkları, şirin balık restoranları, alışveriş mağazaları ve hastanenin bulunduğu bir liman kasabasıdır.

M.Ö.VII.Y.Y.’da Ege adalarından gelerek Ionya’nın güney kıyılarına yerleşen Dor’lar tarafından kurulmuştur. Şehirde Apollon ve Venüs adına yapılmış çeşitli mabetler, büyük tiyatro, oyun ve toplantı yerleri bulunmaktadır. Tarihçi Strabon’un “Tanrı yarattığı kulun uzun ömürlü olmasını isterse Datça Yarımadası’na bırakır” sözü boşuna söylenmemiştir. Anlatılanlara göre 500 yıl önce İspanyol korsanlar Datça’nın açıklarından geçerken, gemideki cüzzamlı hastaları Sarıliman Koyu’na bırakmışlar. Ölüme terk edilen cüzzamlılar Datça’nın havası sayesinde iyileşmişler.

Marmaris‘ten 67 km. mesafededir, Datça doğanın bozulmadığı, cennetten bir yer olup, stres ve üzüntüden uzak bir yaşam isteyenler için, ideal bir yerdir. Datça dünyada oksijeni en yüksek yerlerin içinde ikinci gelmektedir. Bu nedenle astım ve kalp yetersizliği çeken kişiler için Datça ideal bir yerdir. Yazın ortalama sıcaklık 35 derece olmasına rağmen genellikle başka yörelerde 25 derecede bile hissedilen bunaltıcı hava burada yaşanmamaktadır. Kuzeyden esen sıfır rutubetsiz rüzgârı sayesinde çok rahat bir şekilde yaşamınızı geçirebilirsiniz, sörf yapabilir, temiz denizde yüzebilir ve dalabilirsiniz.

Datça, yüzlerce yıldır denizle bütünleşen doğal güzelliğiyle, insanların hayranlığını kazanan bir yerleşim birimidir. Döneminin en önemli liman kentlerinden biri olan Knidos’un tarihi ve kültürel zenginliği üzerine kurulu Datçaüzerinde yaşayan Anadolu uygarlıklarının vazgeçilmezlerinden biri. Dorlar, Persler, Atinalılar, Romalılar, Germiyanoğulları ve son olarak da Osmanlı İmparatorluğu bu güzel ilçenin tarihsel birikimine katkı sağlamış.

Datça, Anadolu’nun güney batısında, Gökova ve Hisarönü körfezleri arasında, birbirinden güzel koy ve plajları, pırıl pırıl tertemiz denizi, köklü tarihi, bozulmamış doğası, zengin flora ve faunası, oksijeni bol, nem oranı düşük, yılın 300 günü güneşli havası, ılık iklimi ile Akdeniz ve Ege’nin buluştuğu bir cennettir.

MAVİ YOLCU - Cennet Adası

Boğaz ve Cennet Adası ( Nimara )

marmaris_cennet_adasiMarmaris‘ten gelip Aktaş, Adaağzı ve Yalancı Boğazı geçen yol burada son bulur. Bu yol 8 kilometredir. Burası Yalancı Boğaz diye isimlendirilen 800 metre uzunluğunda bir koridorla ana karaya bağlı olduğundan aslında bir yarımadadır. Bu efsanelerden biri, bu koridorun üzerinde kabri bulunan Eren Dede’yle ilgilidir. Yalancı Boğaz bugün teknelerin çekçek, tamir ve kalafat yeridir. Güzelliğinden dolayı Cennet olarak isimlendirilen bu yarımada, antik dönemde Nimara adındaki bir yerleşim alanıdır. Adada tarihi kalıntılar ve mağara görülecek yerlerdendir. Bu harika manzaralı yarımadanın patika yollarında yapılan yürüyüşler pek keyifli olur. Yarımadaya karadan olduğu gibi denizden motorlarla da ulaşılabilir. Adadan Marmaris ve koyun görünümü ayrı bir güzelliktedir. Marmaris çıkışlı Mavi Yolculuk teknelerinin durağı genellikle burasıdır. Marmaris’in hemen yakınında yakın olması nedeniyle, turların sonunda da son geceyi limanda geçirme istemeyen mavi yolcuların sığınağıdır.

MAVİ YOLCU - Bozburun

bozburun_harita

Marmaris‘in 50 km. Batısında kalan, çam, çiçek ve kekik balı ile ünlü bir köyümüzdür. Turizm bakımından bölgenin en bakir yerlerinden biridir. Yaklaşık 1000 yıllık ulu bir ağaç burada bulunmaktadır. Köyde, 26 Ekim – 28 Ekim tarihleri arasında Uluslararası Bozburun Gulet Festivali kutlanmaktadır.

bozburun_amphorasBozburun, küçük bir balıkçı kasabası görünümünde olsa da ekonomik olarak benzerlerine oranla çok canlıdır. En büyük ekonomik kalemi gulet imalatı ve işletmesi olan Bozburun, 2004 yılında merkez limana kayıtlı olan 183 guletiyle Türk turizminin gelişimine çok büyük katkı sağlamıştır.

“Karya” isimli eserin yazarı Bilge Umar’a göre Bozburun’un geçmişi M.Ö.2000 yılllarına kadar uzanmaktadır. Karia halkı bu yöreyi Larymna, insanlarını da “Kum halkı” diye adlandırır.

Asar Tepesi üzerinde Larymna yerleşiminin az da olsa kalıntıları bulunur. Tepeye çıkış yaklaşık 45 dakika sürer. Sur parçaları, mezar kalıntıları çevreye dağılmıştır. Tepede güzel bir manzara sizi bekler.

MAVİ YOLCU - Bencik Koyu
Bencik Limanı

Bencik Limanı

Bencik Limanı olarak da bilinen koy, Hisarönü Körfezi’yle Gökova Körfezi’ni ayıran yarımadanın en dar yerinde, Hisarönü tarafında bulunan bir limandır. Yaklaşık yarım saatlik bir yürüyüşle yarımadanın diğer tarafı; Bördübet Koyu’na geçmek mümkündür. Bu büyük koyun kenarında, bir kamu kurumunun dinlenme tesisleri bulunuyor…

Tarihçe

Heredot’un yazdığına göre, İÖ 550’li yıllarda Persler Karya satrabı Harpagos komutasındaki orduyla Datça Yarımadası’na gelmişlerdi. Bunu haber alan Knidos’lular bir savunma hattı olarak yarımadanın bir kilometrelik en dar yerini kazarak açmak ve Gökova Körfezi’yle Hisarönü Körfezi’ni birleştirmek istemişlerdi. Böylece iki deniz birleşecek, yarımada tam bir ada olacak, savunma kolaylaşacaktı. Büyük gayretlerle çalışmalar yapılmış, ancak kazılar sırasında başta gözleri olmak üzere her yerlerinde iyileşmez yaralar açılmaya başlamış. Sonuçta yarımadayı ada haline getirmeyi başaramamışlar ve Persler Knidos’a da sahip olmuşlardır.

MAVİ YOLCU - Ağa Limanı

Marmaris-Fethiye rotasını takip eden yolcular için yeni bir diyara merhabadır Ağa Limanı. Genellikle tekneler Marmaris‘ten kalktıktan sonra 2. gün Ekincik koyunda kaldıktan sonra 3. gün sabah henüz siz uyurken demir alır ve yola çıkarlar. Bunun nedeni aşılacak yolun uzun olmasının yanısıra erken saatlerde yolcuyu rahatsız edebilecek dalgaların az olmasıdır.

Yüzünüze vuran yeni doğmuş güneşle birlikte gözlerinizi açmanızdan bir süre sonra Kurtoğlu Burnunu aşıp Ağa Limanı ismi verilen koya ulaşırsınız. Göcek Koyları Haritası‘nda sol alt köşede limanı görebilirsiniz.

Koyun suyu derin ve serindir. Koyda yürüyüş yapmaya elverişli patikalar bulunmaktadır.

Bu koy aynı zamanda Fethiye‘den Marmaris‘e dönüşe geçen teknelere de ev sahipliği yapar. Bu nedenle yolculuğun sonuna yaklaşıldığını anımsatan bir hüznü de içerir…
Marmaris-Fethiye rotasını takip eden yolcular için yeni bir diyara merhabadır Ağa Limanı. Genellikle tekneler Marmaris‘ten kalktıktan sonra 2. gün Ekincik koyunda kaldıktan sonra 3. gün sabah henüz siz uyurken demir alır ve yola çıkarlar. Bunun nedeni aşılacak yolun uzun olmasının yanısıra erken saatlerde yolcuyu rahatsız edebilecek dalgaların az olmasıdır.

Yüzünüze vuran yeni doğmuş güneşle birlikte gözlerinizi açmanızdan bir süre sonra Kurtoğlu Burnunu aşıp Ağa Limanı ismi verilen koya ulaşırsınız. Göcek Koyları Haritası‘nda sol alt köşede limanı görebilirsiniz.

Koyun suyu derin ve serindir. Koyda yürüyüş yapmaya elverişli patikalar bulunmaktadır.

Bu koy aynı zamanda Fethiye‘den Marmaris‘e dönüşe geçen teknelere de ev sahipliği yapar. Bu nedenle yolculuğun sonuna yaklaşıldığını anımsatan bir hüznü de içerir…

Sedir Adası
Marmaris Sedir Adasi

Sedir Adası

Eşine başka hiç bir yerde rastlayamayacağınız küçücük bir kumsalı ve önünde olağanüstü berrak bir suyu olan bu adanın bir diğer adı da Kleopatra Adası’dır.

Adadaki kumun Kraliçe Kleopatra ve Romalı Komutan Antonius için özel olarak Mısır’dan taşındığı rivayet edilir. Ancak bu anlatım yalnızca abartılı turistik bir masaldır. Adanın kuzey kıyısındaki kumlar, özel biçimde oluşan kalker damlacıklarıdır ve Ege ve Akdeniz’de Sedir Adası dışında sadece Girit Adası’nda görülür. Ne yazık ki bu kumlar öze koruma altında olmalarına rağmen yağmalanıyor. Özel jeolojik oluşumlar sonucu ortaya çıkan kumlar giderek azalıyor. Bu özel kumun diğer özellikleri arasında ateşte yanıyor, sodalı suda kendiliğinden çoğalıyor ve büyüteç altında incelendiğinde hareket ediyor olmasıdır. Karbonatlı çamurun bir çekirdek etrafında birikmesiyle oluşan kumların denize kattığı eşsiz güzellikteki renk de, Ada’nın görülmeye değer olan diğer özelliklerinden biridir.

Ayrıca Kedrai kentinin kalıntılarını da adada gezebilirsiniz; burada halen sağlam bir antik tiyatro bulunmaktadır. Bir açık hava müzesi niteliğindeki adayı gezmek için kendinize zaman ayırmanızda fayda bulunuyor. Adada lokanta ve duş/tuvalet bulunduğunu da ekleyelim.

MAVİ YOLCU - Sedir Adası Kumu

Ada tarihi dokusunun yanında Anadolu’nun hiçbir kıyısında bir benzerinin görülmediği kumuylada ilgi çekicidir. Bu eşsiz kumun ünlü Romalı komutan ve hatip Marcus Antonius tarafından Prenses Kleopatra için Mısırdan getirildiği söylencesi adanın, Mısırlı kraliçe Kleopatra adıyla anılmasına neden olmuştur. Kristal kumlar, karbonatlı çamurun bir çekirdek etrafında birikmesinden meydana gelmiştir. Deniz suyuna karışan karbonatça zengin tatlı sulardaki karbonat, ince bir kum tanesi etrafında halkalar halinde biriken oolit ve pizolit kumları oluşturmaktadır. Sedir Adası kumsalında ooid kumu meydana getiren etkenler bugüne kadar kesin olarak saptanamamıştır.


Antik Dönem Kalıntıları

Gökova Körfezi’ni Daça-Bozburun Yarımadası ile kara ve denizden bağlayan ticari ve stratejik konumu ile önemli bir geçiş yolu üzerindeki Kedreai kentinin Klasik Çağda varlığı bilinse de yerleşim en parlak dönemini kalıntılardan ve yazıtlardan anladığımız kadarı ile Hellenistik Dönemde yaşamıştır.

Adada Hellenistik döneme ve öncesine ait ayakta kalan en önemli kalıntılar surlardır. Adayı neredeyse ortadan ikiye ayıran kıstağın doğu bölümü surlarla çevrilidir. Tiyatronun doğu yanından kuzey ve güneye yönelen surlar, adanın kıyı çizgisine yakın yükseltileri izleyerek sivil ve dinsel yapıları çepeçevre kuşatmaktadır. Ayrı surlar Roma ve Bizans döneminde de onarılarak kullanılmıştır.

Adanın en dikkat çekici yapısı tiyatrosudur. Sağlam olarak günümüze ulaşan tiyatro, kuzey yamaçta, kent yerleşiminin merkezinde, doğu yanından geçen surların dışında konumlanmıştır. 2500 kişilik tiyatronun sahne binası büyük ölçüde tahrip olmuş, buna karşın caveası ( oturma sıraları ) oldukça iyi korunmuştur. Mükemmel duvar işçiliği, tiyatronun Hellenistik orijinli olduğunun önemli belgesidir. Kedrea’deki tiyatronun başka bir özelliği de Rhodos’un karşı yakasında bilinen üç büyük tiyatrodan biri olmasıdır.
Kedreai’de M.Ö 2. ve 1. yüzyılda Tanro Apollon Kültürü’nün egemen olduğu, kentte ele geçen yazıtlardan anlaşılmaktadır. Apollon, Karia’nın baş tanrısıdır ve Kedreai’de de tapım görmüştür. Tapınım kendisi için özel olarak inşa edilmiş bir teras üzerinde yerleşiktir. Kederai’de Apollon Pyhlos ve Apollon Kedrieus kültürünün varlığını belgeleyen M.Ö 2. yüzyılın 1. çeyreğine tarihlenen yazıtlar da bu tapınak terasında bulunmuştur. Tapınak duvarları büyük ölçüde tahrip olmuştur. Kutsal alanda bulunan girlandlı sunaklar M.Ö.1. yüzyıla tarihlendirilmektedir.

KALINTILAR

Sedir Adasında yerleşim adayı ikiye ayıran isthmos’un (kıstak) doğu tarafında oluşmuştur.Kentin tiyatrosu, kutsal alanları, konut, liman ve diğer pek çok önemli sivil ve dinsel yapıları, surlarla çevrili bu alan üzerindedir. Nekropol alanı, liman ve diğer sivil yapıların bir bölümü adanın doğu yakasındaki anakarada diğer bir kısmı ise adanın karşısındaki iki küçük adada yer almaktadır. Adada Hellenistik, Roma ve Bizans dönemine ait birçok eser bulunmaktadır.

ORATA ADASI VE KÜÇÜK ADA
Orata Adası’ndaki kalıntılara genel olarak bakılırsa, bunların gösterdikleri işçilik ve yapı tekniğin daha çok Bizans geleneğini yansıttığını söyleyebiliyoruz. Adanın yüksek noktasındaki bir gözetleme kulesi dışında olasılıkla tersane olabilecek bir yapı yanında şapel ve kıyıda yerleşik bir kaç liman yapısı dışında yapı kalıntısı görülmez. Küçük ada ise kıyıdan kolayca görülen lahdin gösterdiği gibi nekropol alanı olarak kullanılmıştır.

ANAKARA; LİMAN VE NEKROPOLİS (MEZARLIK)
Adanın doğusunda kalan anakara tarafında Koy Tepe ile Gözleme Tepe arasında derin bir koy görünümündeki alanda küçük bir limana ait kalıntılar bulunmaktadır. Limanın arkasındaki anakara ise kentin nekropol alanıdır. Değişik tipteki ada ve sandık mezarlarının çoğu kaçak kazılarla tahrip olmuştur.

BİZANS DÖNEMİ KALINTILARI
Tarihi kaynaklarda adanın Bizans dönemine ait çok az bilgi bulunmaktadır. Buna karşın adadan günümüze ulaşan kalıntıların büyük bir kısmı Bizans dönemine aittir. Kalıntılar bize adanın Bizans döneminde önemli bir ticari ve dinsel merkez durumunda olduğunu göstermektedir.

Kıstığın doğu tarafında sahil boyunca denizin içinde surlara doğru karada izleri bugün bile takip edilebilen liman yapıları adadaki ticari yapılaşmanın günümüze ulaşan kalıntılarıdır. En önemli ticari yapı kıstağın arkasındaki sağ koyun güneyinde yer alan agoradır.

19. yüzyılda adayı ziyaret eden gezgin ve araştırmacılar kentteki ticari etkinliklerin merkezi agora olarak bu yapıyı göstermişlerdir. Agora, Bizans dönemine kadar çeşitli değişikliklere uğramış, günümüze Bizans dönemindeki biçimi ile ulaşmıştır. Geniş bir alanı kaplayan bu Bizans yapısı bir avlu etrafında yan yana sıralanan mekanlardan oluşmaktadır. Bu yapıda Helenistik, Roma ve Bizans dönemlerine ait duvar dokularını bir arada görmek mümkündür.

Bizans dönemi varlığının en önemli yapıları hiç kuşkusuz dini yapılardır. Adada ikisi kıstağın batı tarafında olmak üzere beş büyük kilise ile birçok şapel bulunmaktadır. Bu kiliselerden en büyüğü kıstağın batı tarafında yer alan ve Büyük Bazillika olarak adlandırılan yapıdır. Antik malzemeler kullanılarak İnşa edilmiş olan yapı M.S. V. VI. YÜZYILLARA TARİHLENDİRİLMEKTEDİR.

Kıstağın doğu tarafında surla çevrili alanın içinde adanın ikinci büyük bazilikası bulunmaktadır. Yapı içinde erken döneme tarihlenebilecek birçok mimari plastik eser bulunmaktadır. Sedir adasının bir diğer kilisesi doğu limanı kıyısında yer almaktadır. Apsisleri denizin içinde olan yapının bazı noktalarında taban mozaikleri görülmektedir.

 

 
MAVİYOLCU Merkez Ofis
Sarıana Mah. 20. Sok. Oral Apt. No. 1 Kat.2 48700 Marmaris www.maviyolcu.com
MAVİYOLCU Marina Ofisi
Yat Limanı Deniz Rest. Arkası 28. Sok No. 7 48700 Marmaris www.maviyolcu.com

© www.maviyolcu.com. Tüm hakları saklıdır.

Websitesi 4S Tasarım tarafından dizayn edilmiştir.